Size nasıl yardımcı olabilirim?
Dijital Oyunlar
TEKNOLOJİ BİZİ HASTA EDİYOR -3
İnternet ve Teknoloji

TEKNOLOJİ BİZİ HASTA EDİYOR -3

Yazar(lar): Gülbahar AYTEKİN - Gazeteci | Grafik(ler): Burak ÖZÇELİK | 6 September 2019, Friday 16:34 | 618 görüntüleme

“Herkes gibi ben de paylaşım yapıyorum, paylaşımlara da bakıyorum” deyip durumu basitleştirsek de; kişisel verilerimizi, alışveriş alışkanlıklarımızı, inançlarımızı ve düşüncelerimizi, hayat tarzlarımızı, seçimlerimizi, gönüllü ve bedava olarak ticari firmalara, şirketlere verdiğimizi dolayısıyla pazarlama stratejilerinin kurbanı olabileceğimizi ve tüketim çağının sönmeyen ateşine odun taşıdığımızı artık çok iyi biliyoruz!

Photolurking

“Çağımızda bir insanın kendi fotoğrafı, en yakın akrabalarının ve dostlarının fotoğrafları, sevgilisinin fotoğrafları kadar yakın ilgiyle bakılan hiçbir sanat yapıtı yoktur.”

A. Lichtwark tarafından 1907 yılında söylenmiş bu söz günümüzde de tam anlamıyla geçerliliğini korumaktadır. Dijitalleşen dünya ile birlikte dijitalleşen hayatlar, alışkanlıklarımızı da dijitalleştirmeye başladı. Eskiden evlerimizin bir köşesinde duran ve ara sıra bakılan “aile albümlerinin” yerini bugün sosyal medya uygulamalarında paylaşılan, biriktirilen, kamuya açılan dijital albümler aldı.

Özellikle sosyal paylaşım uygulamaları ile her an, her yerden ve her şeyi paylaşma kültürüyle fotoğraf önemini hiç kaybetmediği gibi, çok farklı amaçlara hizmet etmeye başlayarak önemini daha da artırdı.
Bireyler kendi fotoğraflarını, gittikleri yerleri, yaşam tarzlarını, sahip oldukları metaları, yapıp ettiklerini göstermek için sosyal medya uygulamalarında sürekli fotoğraf, durum, hikâye paylaşır oldular. Böyle olunca, fotoğraflar bazı sosyal medya platformlarında en belirleyici, ilgi çekici ve önemli bir içerik olarak akmaya başladı.

Ve Photolurking kavramı da böylece hayatımıza girmiş oldu.

Photolurking, yani internette saatlerce başkalarının fotoğraflarına bakmak ve bu sırada zamanın nasıl geçtiğini anlamamak olarak tanımlanan problemli bir başka kullanıma verilen isim.

Sosyal medya, çoklu multimedya ortamı içerisinde; mesaj, fotoğraf, video, yer bildirimi, anlık durum paylaşımı gibi çeşitli paylaşım seçenekleri sunar. Pazarlama sektörünün temel bir kuralını anlatan “Aldığınız hizmet karşılığında bir ücret ödemiyorsanız, ürün aslında sizsinizdir.” Sözünden hareketle, sosyal medyada “ürünün kendisi” durumunda olan kullanıcılar aynı zamanda da “diğer” ürünlerin tüketicisidirler. Kullanan ve kullanılanın iç içe geçtiği bir dünya.

Sosyal medyalarda topluma dikte edilen, yaşam tarzlarının, ideolojilerin, kültürlerin, inançların, algıların tüketicisiyiz, tüketerek tükenmek. Ve bu çoğu zaman bireylerin bilinçli bir tercihi olmayabilir.

“Herkes gibi ben de paylaşım yapıyorum, paylaşımlara da bakıyorum” deyip durumu basitleştirsek de, kişisel verilerimizi, alışveriş alışkanlıklarımızı, inançlarımızı ve düşüncelerimizi, hayat tarzlarımızı, seçimlerimizi, gönüllü ve bedava olarak ticari firmalara, şirketlere verdiğimizi dolayısıyla pazarlama stratejilerinin kurbanı olabileceğimizi ve tüketim çağının sönmeyen ateşine odun taşıdığımızı artık çok iyi biliyoruz!

Hiç tanımadığı insanların fotoğraflarına “saatlerce” bakmak ve bunu hemen her gün yapmak bireylerin farkındalıkla yaptıkları bir durum olmaktan çok sanal bir bağımlılığın habercisidir ve sorunlu bir kullanım sonucu oluşmaktadır.

Like Bağımlılığı ve Dijitalleşen Duygular

Hep söylediğimiz gibi, dijitalleşen dünya her şeyimizi dijitalleştirdi: Duygularımız da dâhil.

“Like Bağımlılığı” denilen durum da tam olarak burada başlıyor. Fiziksel hayatta olması gereken pek çok duygunun-durumun, dijital dünyaya yansıması sonucu, insanlardan beklenen onay, ilgi, beğenilme, sevilme, takdir-değer görme, sosyalleşme, kabul edilme, ait olma gibi duygular sosyal medya ortamlarında aranır oluyor. Sosyal medyalarda ve uygulamalarda, bir fotoğraf paylaşıp, çok fazla beğeni “like” alınca beğenilip sevildiğini varsayarak mutlu olmak. Yapılan paylaşım az beğeni alınca veya hiç beğeni almayınca beğenilmediği, sevilmediği veya güzel olmadığı sanrısına kapılarak mutsuz olmak… Ve belki de depresyona giden yolda adım adım ilerlemek…

Ve bunu sürekli olarak, her gün yaşamak. Paylaşım yapıldığı andan itibaren, mütemadiyen gelen bildirimleri ve beğenileri kontrol etmek…

“Like” dört harften oluşan bir kelime olsa da, günümüzde ifade ettiği anlam ve değer paha biçilemez.(!) Like almak için gezmeler, like almak için giyinmeler, like için yemek pişirmeler, like için spor yapmalar, like için kitap okumalar, like için mahremiyeti ihlal etmeler, like için yapılan düğünler, like için yapılan her şeyler, her şeyler…

Sosyal medyanın bir ayağı, görmek, görünmek, popüler kültür ve merak ise, diğer bir ayağı kesinlikle “like” kavramı üzerinde durmaktadır.

İnternet ve sosyal medyalarda bu duygu ve düşünceler ağına kapıldığımızda, psikososyal açıdan pek çok zarara uğruyor, giderek mutsuzlaşıyor ve adeta sanal bir uyuşturucunun ağına düşüyoruz.

Mahremiyetin yitimi ise ayrı bir mevzu... Herkesin herkesi gözetlediği ama kimsenin kimseden gerçek anlamda haberdar olmadığı bir dünya… Kadraja girince gülümseyen yüzlerin bir saniye sonrası, mutsuzluk ve depresyon olabiliyor.
Günümüzde internet ve bilgi teknolojileri hem en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline gelmiş, hem de bizi pek çok açıdan acımasız bir şekilde etkileyen bir gerçeklik olmuştur.

Bütün bunlar karşısında ne yapılması gerektiği sorusuna vereceğimiz cevaplar ise medeniyetimiz, geleceğimiz, toplumsal sağlığımız ve insanlığımız açısından hayati öneme haizdir.

Sonuç Yerine

  • Bireyler sanal dünyanın etkisiyle, gerçek hayatta yapacakları işleri, sorumluluklarını yerine getiremez olduğunda, sosyal medyada-internette geçirilen süreyi sınırlamanın, azaltmanın ve makul bir düzeye getirmenin zamanı gelmiş demektir.
  • Aşırı ve problematik teknoloji kullanımı bireylerde huzursuzluk, pişmanlık gibi hislere neden olduğundan, bu hisleri çokça yaşamanın bir sinyal olduğu kabul edilmeli ve özdenetim sağlanmalıdır.
  • Sosyal medyada “takip” ettiğimiz, izlediğimiz, gördüğümüz şeyleri yaşamış ve yapmış olmayız. Sosyal medya ortamlarında spor, kültür-sanat, hobi sayfalarını takip etmek bireyleri, bu aktiviteleri yapıyormuş yanılgısına düşürebileceğinden, sanal ortamlardan çıkıp, gerçek hayattaki aktiviteler tercih edilmelidir.
  • Yüz yüze iletişim çoğaltılmalıdır.
  • Fiziksel dünyada yapılabilecek her şeyin sanal dünyadaki alternatifi aranmamalıdır.
  • Beğenilme, takdir edilme, kabul görme gibi hisler sosyal medyada aranmamalıdır. Gerçek hayatta bulunamayan duygular sanal dünyada bulunamayacağından daha büyük hayal kırıklıkları yaşanacaktır.
  • Teknolojik mobil cihazların dikkat, konsantrasyon ve diğer becerilerin en büyük düşmanı olduğu unutulmamalı; başarı, gelecek ve mutluluk için sürekli yoğunlaşmanın gerekliliği hatırlanmalıdır.
  • Sosyal medyada hobi, spor sayfalarını takip etmek yerine bir hobiye veya spor yapmaya başlamak iyi bir seçenek olacaktır.
  • Gerek fiziksel dünyada gerekse sosyal medyada “neyi, ne için, ne zaman” yaptığımızı sorgulamalı ve cevabını verebilmeliyiz.

Yorumlar

  • Henüz yorum yapılmadı. Hemen düşüncelerinizi yazarak ilk yorumu siz yapabilirsiniz.
Yorum yapın
  • Doğrulama için e-posta adresinizin gerçek ve size ait olması gerekiyor.
  • E-posta adresiniz kesinlikle üçüncü kişilerle paylaşılmayacak, gizli kalacaktır.
  • Görünecek ad alanı için gerçek adınızı kullanmak zorunda değilsiniz.
  • İnternet üzerinde yapacağınız her işlem için IP adresinizin kayıt altına alındığını unutmamalısınız.
  • Yorumunuz yayınlanmadan önce editör onayından geçecektir.
lightbulb_outline Bağımlılık sorunlarının önüne geçmek için, internette geçirdiğiniz süreyi sınırlandırın.
Toast Alert...